GÜZELLEME


Salı, August 8, 2006 ·


Sen aşkım benim, dilaltı ilacımsın çarpıntılarım için. Hayatı seninle yaşamak o kadar onur verici, o kadar mükemmel ki; seninle zamana meydan okuduğum için ve kızdırdığım için tanrıları, hiç pişman değilim. Sen beni kendimden uzaklaştırdın. Mutluluğun zirvesinde tutuyor belki de saklıyorsun. İnkâra gerek yok acının doruklarında da gezindik seninle. Yine de pişman olmadım; çünkü bu kez de bizi daha iyi tanıdım. Ellerime dokunan tenin başta ateşti içimi yakan, sonra da su oldu gönül toprağıma can verip sevgi bahçemi yeşillendiren. Aydınlığımı gülüşüne borçluyum. Sen güldükçe ben çocukluğumun oyun parklarında, ben gençliğimin eğlence dolu partilerinde, ben hayatımın cennetinde yeni bir kapı buluyorum huzura. Öpüşünle kelepçe vuruyorsun yanaklarıma, yanaklarına mahkûm ediyorsun dudaklarımı. Öpüşmelerimizi hep yüz kızartıcı suç olarak hatırlamak ne büyük bir şereflilik oluyor yaşamıma ve sicilime işlenen en tatlı, en masumiyet kokan, en saadet verici kanıtlar oluyor dudaklarının izleri.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Aşk Mektupları - 2


Cuma, Mayıs 5, 2006 · Kategori: deneme

 

 

Sultanım,

 

Bir garip kalple yazıyorum ki halim ahvalim zihninde ismimden önce ufak bir iz bıraksın, ben biraz derdimi anlatayım sen istersen anlarsın.

           

Yürek dedikleri bir sarayım vardı; o sarayı senli bir sevda sardı. Hayat güzel ama bir öncen bir sonran yaşandı. Önce: yoktu tadı tuzu, yaz kış eksik olmazdı baışların buzu. Sonra kapalı kapılar sevdaya açıldı, yıldızlar gökten yüreklere saçıldı.

           

Demem o ki güzel Sultanım, “Bir sen var benim içimde benden içeri…”.  Gülüşünde buldum aşk denen hançeri. Dizlerine uzansam zaptedmez ölüm melekleri, seni gördükten sonra dokunmaz bana mahşeri.

           

İlktir bu mürekkebi kağıda akıtmam, sen kaçsan da iz sürmekten usanmam. Gözlerinde, sözlerinde yandı içim, senin için cehenneme sürseler yanmam.

           

İçimi ifade ettiysem bir uygunsuz şekilde, durmak bilmedi haylaz sevdam gönülde. Şimdi diz çöker bu garip can önünde, hayat bulacak sevdam tomurcuk gül misali ellerinde.

 

Viran Sevdalar Serdarı.

 

Not: Bana kalsa kırmızı kadifeli tepsilerde sunardım bu mektubu sana, ancak gönlümün sana doğru uzanan koridorlarından başka yol bulamadım huzura ermek için.

Yorum (yok) Yorum yaz!

HASRET


Cuma, Mayıs 5, 2006 · Kategori: deneme

 

HASRET

 

Mesafeler nihayet sona erdiğinde, sevdalın vardır karşında; ancak sen onu sevmemiştin hatırladın mı? Sen hayal ettin, geçen zamanda dua ettin değişmesin diye. Gel gör ki zaman ikinizi de değiştirdi tüm kalıplara rağmen. Ve siz değiştiğiniz için tarih olamadınız. Acı da çekmediniz bunun için! Yetinemediniz de sevdanın bu kadarlığıyla.

 

Uzaktan hoş gelmişti hani sesleriniz. Parazitler sesinizin hüznünü örtmüştü de titremeler yoktu mesafelerin soğukluğunda. Kulağınızın pası o an silinmişti, ama ya sonra. Oksitlenme beyne kadar gidip anıları ve hayalleri de paslandırmamış mıydı? Sonra gün saymaya başladınız. Son güne kaç kere gidip geldiğinizi hatırlamadığınız gibi; son güne geldiğinizde de son olduğuna inanmadınız. “Tekrar başa dönmeyecekmiyiz? Ama biz yıllardır bu kafeste uçmayı unuttuk…” diyen kuşlar gibi oldunuz kaç kere. Kanat çırptıkça uçmanın zevkini mi, kanatların sevgiliye verdiği zararın burukluğunu mu yaşayacağınıza da karar vermeniz gerekli.

 

Hasret bunun adı. Adınızın önemi yok yaşadıktan sonra.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Bir Kadın Sevmek


Salı, Nisan 25, 2006 · Kategori: deneme

     Bir kadın sevmek.

 

     Zamanın gölgesinde geleceğe sinsice yaklaşırken ve çoğu zaman biz olmaktan uzaklaşırken, tüm adanmışlığıyla bir ruh vaat etmek hayallerimizi süslediğini iddaa ettiğimiz kıza aslında nankörlük değilmidir yaşananların ve geçmişin mum kokulu şifa dolu tozlarından aldığımız mirasa ve bu mirasın bakire umutlarımıza emanet ettiği kıvılcımlara.

 

     Kaç kere düşündük acaba denk düşermiyiz bu güzelin hayllerinde yer alan izdüşüme. Ben daha görmedim keanarından kırpılmamış kadın ya da erkek yüreği. Ve taşımayanına hep eksik yapraklı defter gözüyle bakmadık mı aşkı kan kokulu, hasret dokulu, nefret soluklu, çok umutlu, sağnak gözyaşı bulutlu, ölümle hudutlu sevda yükünü.

 

     En çok kime yakışırdı sevdanın kanatları. O kanatlar kimini taşırken kendi dünyasından kimine karabasan olmadı mı? Bir kadın için hep beyaz duvağı olan gelinlikken, erkeğe ancak uygun bir takım olmak düşmedi mi? Bir de basılacak bir ayağı vardır o takım elbisenin.

 

     Bir kadın sevmek gülü koklarken dikenlerle örmektir duvarındaki gelecek hayallerinin çerçevesini. Ne sen ne de o ulaşamazken resmin kalbine bakmadanda edemezsiniz. Ne resimden ne sevdiğinden ne de sevginin büyüklüğğünden vazgeçmezsin.

 

     Bir kadın sevmek bir hayat feda etmektir senin için feda dilen hayata karşılık. Ölmemektir o kadına feda olunacak yeni anlar yakalamaktır zaman ırmağından ya da yakaladığın her ana o kadının adını kazıyıp geri bırakmaktır hayat ırmağına. Sonra umut etmektir kazıdığın adların hayat okyanusunda bir zerreden öteye geçmesine.

Yorum (3) Yorum yaz!

Aşk Mektupları - 1


Perşembe, Nisan 20, 2006 · Kategori: deneme

           

 

Merhaba Esmerlerin En Güzeli,

Ben seni yakından tanımadan önce, senin hakkında hiçbir düşünceye sahip değilken, şu anda aklımdan çıkmıyorsun. Fakat bu düşüncemi sana daha önce anlatacak cesareti kendimde bulamıyordum.  Şunu bilmeni isterim ki seni gördüğüm ilk günü unutamıyorum.  Neydi o yürek çarpıntısı, baş dönmesi? Birden ellerim üşüdü, bir titreme geldi, benzim sarardı, dudaklarım morardı… Beni bir an için azrail yokladı sandım. Neydi bu? Bir melek mi görmüştüm, yoksa aşık mı olmuştum? Elbetteki bir melek görmüştüm ve o an aşık olmuştum. Hem de yıldırım aşkı…

Ne yapacağımı, ne söyleyeceğimi bilememiştim doğrusu. O gün bu gündür vücudumdaki kalp senin için çarpıyor. Artık benim değil bu kalp, senin oldu. Sen çaldın onu benden. Bana “kalpsiz”  dersen, kırılırım sana. Çünkü suçlu sensin, kalbimi sen aldın. Bir insan kalpsiz nasıl yaşar ki? Hem sen iki kalbi ne yapacaksın? Bir tane neyine yetmiyor? Yoksa benden aldığın kalbi başka birine mi vereceksin?

Her neyse lafı dağıtmayalım. Ben sana olan büyük aşkımdan söz ederken acaba sen ne düşünüyorsun? Güvercinlerin söylediğine göre sende şuan beni düşünüyormuşsun.

Geçenlerde seni sarayın bahçesinde dolaşırken görmüşler. Prensi bekliyormuşsun. Bunu duyunca çok üzüldüm. Kıskandım. “Madem beni düşünüyordu, neden prensi bekledi o gün.” Diye düşündüm. Tabiki anlıyorum seni. Ne yapacaksın benim gibi fakirhanede yaşayan çulsuzun tekini? Elbette haklısın. Sana para getirecek bir sevgiliyi im, yoksa sana mutluluğu getirecek bir sevgiliyi mi tercih ederdin? Maalesef günümüz sıkıntıları içinde mutluluk yerine para tercihiniz olur. Oysa ben size sadece mutluluğu, sevgiyi verebilirim.

Eğerki mutluluk isteğin para isteğinden daha üstün ise kollarım sana açık, büyük bir sevgiyle sana sarılabilirim. Mecnu’nun Leyla’yı, Ferhat’ın Şirin’i, Kerem’in Aslı’yı sevdiği gibi bende seni sevebilirim…

Seni üç gün üç gece bekleyeceğim. Eğerki mutluluk yerine parayı seçecek olursan dördüncü gün güneşin doğuşuyla birlikte, hayattan sevgisi uğruna vazgeçmiş bir genç daha ayrılacak.

Umarım sevginin ne kadar büyük olduğunu anlamışsındır.

Garip bir fakirhane evladının mektubunu dikkate alarak okuduğun için gerçekten sana minnettarım tatlım.

Aşkınız dolayısıyla üç günlük ömrü kalmış seveniniz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »